
Merhaba candostlar,
Çocukluğumuzun geçtiği, gençlimizin şekillendiği ve olgunluğumuza yön veren zihinsel jimnastiklerin mekanı olan Ekrek, Avdürek ve Ziver köylerimiz, yapımına başlanan hidroelektrik amaçlı Beyhan hes 1 barajının suları altında kalacaktır.
Baraj denilince insanlarımızın aklına ilk gelen, arazilerinin kamulaştırılmasından alacakları paradır. İnsanlarımız arasında dolaşırken bana en sık sordukları soru "baraj gerçekten yapılacak mı?", " ne zaman paramızı alacağız", " hangi ürünü eker-dikersek çok para alacağız", üzüntülerini açıkça beyan edercesine "deniliyor ki baraj iptal edilmiş. Bu söylenti doğru mu?" vb. sorularla karşı karşıya kalıyorum. Bu sorulara nezaketimden yanıt verirken, beni kahreden en büyük faktör hiç kimsenin "bu baraj keşke yapılmasaydı", "Eyvah nazenin topraklarımız sulara gömülecek" endişelerini ve üzüntülerini dile getirmemeleridir. İnsan nasıl olur da, doğumuna eşlik eden, bebek iken ( yoksulluktan dolayı ) kundaklarımız da bez yerine narin vücudumuzu koruyan ve bize her daim analık eden şu natürel toprakların gözlerimizin önünde yitip kaybolmasına sevinir. Bu davranışlar içerisinde olan birisi için, bence tek tümceyle nankör sözcüğü bile yetersiz kalır. Onlarca yılımıza eşlik eden ve bizi doğanın her türlü kötülüklerinden koruyarak sahiplenen o güzelim bağ-bahçelerimizin birkaç milyar karşılığında gitmesine sevinmek için, yüreklerin katran, vicdanların ise kap kararmasından başka ne olabilir ki...
Öncelikle şunu sorgulayalım, canlı tarihimizi ve yaşam öykülerimizi içinde bulunduran ( organik baharlar kokan ) murat nehri vadimizin ( topraklarımızın ) baraj altında kalmasına sevinmek için bir nedenimizin olması gerekir. Bu neden belki de şu olabilir: Geniş arazilerin varlığı ve bunun karşılığında alınacak yüklü miktarda para karşılığında metropollerde lüks bir yaşam sürme arzusundan kaynaklanabilir. Çevre duyarlılığı olmayan ve yaşamının kemikleşen iskeletinden habersiz olan insanlar için bu gerekçeyle (aşkımız ve sevdamız olan) toprakların su altında kalmasına sevinmelerini biraz anlayabiliyorum. Ancak şunu söyleyeyim ki baraj altında kalacak olan murat nehri vadisinde, ne yeterince büyük arazi parseli bulunmakta ne de insanları zengin edecek kadar arazi miktarı bulunmaktadır. Murat vadisinde arazi kısıtlı, çok küçük parsellere bölünmüş ve çok hisseli olup, bu arazilerden alınacak kamulaştırma parasıyla hiçbir ailenin zengin olma şansı bulunmamaktadır. Baraj altında kalacak ekrag, Avdürek ve ziver köylerinde iki yüz milyarın üzerinde kamulaştırma parası alacak kişilerin sayısı, iddia ediyorum 7-8 kişiyi geçmeyecektir. Bu durumda geriye kalan yaklaşık 1000 ailenin alacağı para (arazilere en iyi kıymet takdiri biçilmesi halinde bile ) ortalama 50 milyarı geçmeyecektir. Bu eli milyar paranın da ( en az her ailede) beş hissedarı bulunacağından, baraj yapılacak bölgede kamulaştırmadan dolayı arazi sahibi her vatandaşın alacağı para ortalama 10.000 TL dir. Yani eski para hesabıyla 10 milyar TL , siz söyleyin kimin hangi derdine derman olacaktır.Üç kümes hayvanının sığacağı bir hayvan barınağı bile bu parayla yapılamayacağına göre, yine siz söyleyin, topraklarına adeta düşman kadar kötülük peşinde olan murat nehri vadisi insanları, bu para sizin hangi derdinize derman olacaktır...?
Devede bir tüy misali kazanacaklarımızın yanında bir de yitireceklerimize göz atmamız gerekecektir. Murat nehri vadisi gerçekten doğa harikası bakir fauna (hayvan çeşitleri) ve floraya ( bitki çeşitleri) sahiptir. Bu Vadi sahipsizlikten ve bilinmezlikten dolayı, UNESCO tarafından korunması gereken vadiler kategorisine konulmamış, ancak korunma kapsamına alınan vadiler kadar natürel, yaşama hayat veren canlı türleriyle doludur. Eğer bu bölgedeki insanların kültürel seviyeleri oldukça yüksek olsaydı, kesinlikle bu alan, uluslar arası çevre örgütleri tarafından çoktan korunma altına alınması gereken alanlar listesinde olacaktı. Ne yazık ki cennet kokan harika doğamızın reklamını yapacak bilgi birikimi ve çevre bilincine bugüne kadar erişemedik.
Benim gözümde koskoca bir metropol kentini satın alabilecek yeterlilikte bir parayı bana verseler bile, ben köylerimizin içinde bulunduğu arazilerin bir metrekaresini bile vermeye razı olmam. Barajın yapımını üstlenen firmanın tüm serveti benim gözümde Ekrekteki (köyümüzdeki) golgerma çeşmesinden bir avuç suya bedel olamaz. Lay ekrag,lay avdürek ve lay ziver sularının ağustos böceklerinin sesleri arasında buharlaşan su atmosferinde bir demli çay içmek, bütün acılara derman olabilecek kadar tercihe şayan bir yaşam karesidir.Bir insanın bu yaşam karesinden vazgeçmesi için, ruhunu şeytanlara satması gerekmektedir.
Murat nehrinin sularında geçen çocukluğumuzun anıları, tren duraklarında bekleyişimiz esnasında geçen doğal sohbetler, dağ eteklerinde ilkbaharlarda toplanan mantarlar, ışkınlar, nevroz çiçekleri ile el değmemiş kardelenleri nasıl bir çırpıda unutabiliriz. Biz doğaya karşı o kadar mı nankör insanlarız. Kış ortasında bile sofralarımızda bizleri yalnız bırakmayan organik kuru kayısılar, dutlar, cevizler, pestiler, pekmezler ve sayamayacağımız kadar envai türlü ( tümüyle yaşam tadında olan ) organik ürünlerimizin hiç mi tadı damaklarımızda kalmamış. Kent merkezlerinde yediğiniz hangi ürün sizin damağınızda bu kadar kalıcı tad izi bırakabilmiş. Lüks döşenmiş evlerimizdeki musluklarımızdan bile su yerine kimyasal atıklar akmıyor mu? Ve akan bu kirletilmiş sular ciğerlerimize doğru ölümüne yol almıyor mu? Doğal yaşamın en alasını yaşamış murat nehri vadisindeki insanlarımıza organik yaşamı anlatmak ne kadar mümkün olabilirki... Eğer geçmişimizle yüzleşir ve zaman tünelinden doğduğumuz topraklara doğru bir yolculuğa çıkarsak, eminim ki oralarda tüm kirliliklerden arınmış tertemiz bir yaşamın siluetiyle karşı karşıya geliriz. Hiç bir şey yapamıyorsanız bile beş paraya satmaya razı olduğunuz o güzelim doğayı beyninizde bari anımsayınız.
Yemyeşil ormanlarımızda ciğerlerimize nefes aldıracak bol oksijenli soluklar, organik her türlü ürünü bulabileceğimiz kirletilmemiş bir doğa, içilmesinden kışın bile bahar tadı veren zelal su kaynaklarımız, henüz kapitalistleşmemiş masallarımız, zulme direnen öykülerimiz, kıpkızıllaşan gelincik tarlalarımız, coğrafyamıza nam salmış tütünlerimiz, metrelerce öteden kokusu hissedilen sebzelerimiz,binbir derde şifa dırıkımız (böğürtlenimiz), Elazığ coğrafyasında benzer tadı olmayan üzümlerimiz, cevizlerimiz,dostluklara kapısı açık canlarımız, konukseverliğiyle analarımız, törelerine bağlılığıyla kızlarımız, civanmertliğiyle gençlerimiz ve tüm değerlerimiz bir bütün olarak baraj sularına gömülüp yok olacaktır.Bir kaç milyon karşılığında satmaya hazır olduğunuz ve sulara gömülmesini an be an arzuladığınız bu güzelim bakir topraklar, kendilerine yurt olmuş insanlarımıza sonsuza kadar belki de lanet okuyacaktır.Toprağın canlı olduğunu ve sular altında kalsa da, biz göremezsek de, kendisine sahip çıkmayan nankörleri asla unutmayacağını unutmayalım...
Belki benim bu haykırışımı çok tepkisel bulabilenlerin olabileceğini ve aşırı tepki vermekle itham edilebileceğimi de biliyorum. Ancak murat nehri vadisinin kadim kültürünü barındıran ve ateşlerin dahi yakmakla başarılı olamadığı asalet kokan kültürün sulara gömülebilme riski karşısında oluşan duyarsızlık, doğal hayata sevdalı bir yüreğin, yaşama karşı olabildiğince haykırışıdır. Yaşam öyküsünün şekillendiği ve içindeki baharların bir daha dönülmezcesine sulara gömüleceği bir reel ortamda, Bu duygu selinde boğulma tehlikesi geçiren benim haykırışımı anlayışla karşılayacağınıza inanıyorum. Şunu da hemen vurgulamış olayım ki, çevremizde arazileri sulara gömülecek herkesin bu kadar duyarsız olduğuna inanmıyorum. Seslerini çıkarmayan veya seslerini dile getirme olanağı bulamayan, ancak adeta hüzünden gözyaşlarının deryaları oluşturduğuna inandığım duyarlı, bir grup insanlarımızın varlığını da yâd etmek boynumuzun borcudur.
Elbete ki biz ülkenin enerji ihtiyacının temin edilmesine karşı değiliz. Ancak gelişen günümüz dünyasında bilimsel çalışmaların düzeyi, bizi alternatif enerji kaynaklarına yöneltmektedir. Bilim çağında hidroelektrik santrallerinin birinci derecede rantabl (verimli) olmadıklarını açıklanmaktadır. Güneş enerjisi, Bor enerjisi, Hidrojen enerjisi, Nükleer enerji ve rüzgâr enerjisi Alternatif enerji kaynaklarından başlıca olanlarıdır. Bunların çoğu hem doğayı tahrip etmemektedir hem de kadim kültürleri su altında bırakmamaktadır. İnsanların enerji ihtiyaçlarını karşılama talepleri olağan bir haktır, ancak binlerce canlısıyla kadim bir kültürü sulara gömmek bir o kadar zalimce davranış tarzıdır. Günümüz koşullarında enerji elde etmede çok bilimsel metotlar var iken, tarih kokan Hasankeyfleri, buram buram doğa kokan murat nehri vadisini, Munzur vadisini, karadenizdeki fırtına vadisini ve karadenizin yeşilliklerini sulara gömme ucuzluğunu tercih edenler, kendilerine doğayı emanet edeceğimiz torunlarımızla yüzleşirken, vicdanları nasıl hesap verecektir. Hiç şüphesiz ki, kadim kültürleri ve narin doğaları su altında kalan bizlerin torunları, cüzdanlarını kabartmak için gözyaşlarımıza aldırmayanların torunlarıyla karşılaştıklarında, utançlarından yüzleri kararanlar, parayı insanlığa tercih eden dedelerin torunları olacaktır. Bir kez değil yüz binlerce kez, verilecek ekonomik değer ne olursa olsun, murat nehri vadisinin baraj suyu altında bırakılmasına hayır diyoruz...
Murat nehri Vadisinde yapılacak Beyhan hes 1 barajını engelleyebilecek ve yapımını erteletebilecek bir sivil toplum bilincimiz ve gücümüz yoktur. Bunun çok iyi bilincindeyim. Ancak insanların bu konudaki aşırı vurdumduymazlığının yanı sıra güzelim murat vadisine karşı adeta ihanet edecek şekilde nankör duygular beslemesi, yüreklere katran serpildiğinin, sermayenin kutsal ruhlar perilerini tutsak aldığının ve bir daha dirilemeyecek olan doğal Sevdalarımızın adeta ölümünü tüm âlemlere ilan etmenin adı değil midir bu duyarsızlık... İnanıyorum ki, yılarca göğüslerinden akıttığı sütleri midelerimize gönderen ve canlarımıza yüzyıllık ömürler katan bakir topraklarımız, kendilerine karşı duyarsız olan yavrularıyla mahşer günü hesaplaşacaktır. Herşey bitmeden, murat vadisi sulara gömülmeden, kadim kültürümüz katledilmeden, organik topraklar elimizden kayıp gitmeden, Kevser sularını andıran zelal sularımız canlara can katarken, oksijen kaynağı ormanlarımız sularda boğulmadan, reyhan kokulu yarınlarımız ipotek altına alınmadan, gelin hep beraber demokratik teamüller içerisinde baraj yapımına karşı duralım. Bu cennet doğanın ölümüne seyirci kalmak, adeta bütün insanlığın boynuna cellâdın idam kemendini geçirmekle eş değerdir. Sesimizin çıktığı olanca avazımızla Ekrag, Avdürek ve ziver köylerini içine alan "Murat Nehri vadisinde" Baraj yapımına hayır diyelim... Saygılarımla...
M.Fahri OKUYUCU(08/11/2009)
Ziraat Mühendisi (Çevreci aktivist)
Yazar ve yazı içeriği hakkında yorum yazmak için aşağıdaki linki tıklayın.