ANA SAYFA

Spor Aletleri Hentbol Federasyonu Zayıflama yöntemleri Spor aletleri fiyatları Mide hastalıkları Migren belirtileri böbrek taşları Oyunları oyunu oyna Forex nedir Altın etek kalıpları kırmızı top

Yazarlar

Başkan

Başkan\'dan Yazılar


Eski Başkanlar

Düşünce ve Yazıları


Konuk Yazarlar

Konuk yazarlarımızdan yazılar


İnce Oto Galeri



Doğruluk Mobilya


MEHMET UZUN (Yazı1)

O TOPRAKLARDA YENİDEN DOĞMAK İSTİYOR

Bir süredir yazmak istiyordum. Hazır olduğum bir anı yakalamak için bekledim ve epeyce çaba saffettim. Bir türlü yazabilme anını, yani, buna hazır olduğum anı yakalayamadım. Doğrusu bu yazıya da nereden ve nasıl başlayayım diye uzun uzun düşündüm. Sonunda kendi kendime "Mademki  yazmaya karar vermişsin, o halde daha fazla beklemenin bir anlamı yok." dedim.

Kırk yaşın altındaki Ardurêk'lilerin çoğu şahsen beni görmemiş ve beni tanımıyorlar. Nasıl tanısınlar ki?  Ben,1981 yılının insanı adeta çıldırtan sıcak bir Temmuz gününde Elazığ'dan ayrıldım ve ancak 26 yılık bir aradan sonra bir yabancı olarak Elazığ'a dönebildim. Buna dönme denebilirse tabi! Gerçi bu zaman içinde bir kaç kez Türkiye'ye gelip gittiğim olmuştu. Fakat bu öyle bir dönemdi ki kardeş kardeşe açılamıyordu. Yerin kulağı vardı. Ülkemin her tarafına kara bulutlar çökmüştü. Güneş, aydınlık ve özgürlük yerine ülkemin masmavi gökyüzünü kaplayan korkunç kara bulutlardan baskı, zulüm, işkence, kan ve ölüm yağıyordu. İşkencelerde can veren, dağların derin kuytuluklarında şehit düşen, muhacerette bir şeyler yapamamanın kederini yaşayan ülkemin gün görmemiş insanları ortak bir kaderi paylaşıyorlardı. Ben de onlardan biriydim.

Doğduğum topraklara ancak 2007 senesinin yazında serbestçe ayak basabildim. Ama rahat ve özgür değildim. Ömrünün uzun yıllarını hapishanelerde geçiren ve dışarı çıkınca ne yapacağını bilmeyen bir mahkumun ürkekliği vardı üzerimde. İnsanlar değişmiş, toplum değişmiş, değerler değişmiş, kısacası her şey değişmişti. Neredeyse her şey bana yabancıydı. Aslında ben de artık her şeye ve herkes için bir yabancı idim. Ne aradığımı biliyordum, ama dürüstçe söylemek gerekirse, aradıklarımı bulamadım. Derin bir hüzün ile 26 yıl önce geride bıraktıklarımı boşuna aradım.

Ben ayrılmadan önce dostluklar vardı, sarsılmaz arkadaşlıklar vardı, güven ve samimiyet vardı, paylaşım vardı. Arkadaş bildiklerimiz arasında "hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için anlayışı " vardı. Bizi yaşatan ortak inanç ve değerlerimiz vardı. Geleceğe güvenle bakan, her şeyi olumlu ve iyi tarafından yakalayıp değiştirmek isteyen bir anlayışımız vardı. Her zaman konuşmasak bile çok iyi bildiğimiz ve titizlikle sahiplendiğimiz bir anadilimiz vardı. Gurur duyduğumuz bir kültürümüz, ulusal onurumuzu kabartan bir tarihimiz vardı. Köyde ve hatta şehirde her kim olursa olsun bir büyüğümüzle Türkçe konuşmak züldü, ayıptı, hoş karşılanmayan bir durumdu. Biz, bize o kadar yabancılaşmamış idik. Anlayacağınız, bizi biz yapan değerlerimiz vardı ve yaşıyorlardı.

Toplumda büyük bir değişimin olduğunu, eski değerlerin çoğunun aşındığını, toplumda çıkar ilişkilerinin her şeyi belirlediğini duyuyor ve dışarıda da olsam olanaklarım ölçüsünde süreci yakından izlemeye çalışıyordum. Ama bir toplumun bu kadar olumsuz bir değişim geçirebileceğini, ahlaki ve sosyal alanda bu kadar asimilasyon ve dejenerasyona uğrayabileceğini yine de tahmin edemiyordum. Tarihsel olarak her şeyin değiştiğini, değişmek zorunda olduğunu, gelişme ve değişmenin hep ileriye yönelik olduğunu, eskiyen ve köhneyen ilişki ve değerlerin yerini daha ileri ve modern ilişki ve değerlerin aldığını bilen ve buna inanan bir insandım. Çünkü bizler böyle bir felsefi dünya görüşüne inanıyorduk. Bizim toplumumuzda da değişme ve gelişme var. Maddi olarak çok şey değişmiş; yollar, binalar, teknik araç ve gereçler, yaşam tarzı vb. Bu kaçınılmaz bir şey elbette. Fakat her toplumun dil, din, kültür, edebiyat, folklor, örf ve adetler gibi kendine özgü temel ve vazgeçilemez bazı değer ve özellikleri vardır. Bu temel ve vazgeçilemez değerler değişince veya kaybolunca o toplum kendisi olmaktan çıkar bir başka şey olur. Bizim toplumumuzda yaşanan şey bir bakıma budur. Sadece tek tek bireyler olarak insanları ve yukarda değindiğim değerleri değil, bu anlamda toplumu, benim geride bıraktığım toplumu yerinde bulamadım. Yirmi yaşın altındaki insanlarla güzelim dilimi (Kirdkî-Zazakî) konuşamadım. Türkçe bilmeyen insanlarla bile ağız tadıyla şirin dilimi konuşamadım. Her şey karmakarışık olmuş, sanki her şey karşıtına dönüşmüş gibi. Çok acı veriyor insana bu durum.

Niye, niçin, neden, nasıl ve ne zaman oldu bütün bunlar? Bunları düşünmemiz ve cevaplarını hep birlikte bulmamız gerekmiyor mu? Peki, neden bu toplumun on binlerce gören gözü, duyan kulağı, düşünen beyni durumundaki insanlar uzun yıllarını dört duvar arasında geçirdiler? Peki, neden her biri gencecik birer fidan olan, o güzelim selvi boylu kızlarımızı ve o filinta gibi yiğit delikanlılarımızı, daha gençliklerinin baharındayken dağ başlarında şehit verdik? Peki, neden en verimli çağlarında geleceğimizin ışığı olan nice aydın beyinlerimizi sürgünlerde yaşamaya mahkûm ettik? Tüm bu sorulara cevap bulma zorunluluğu yok mu?

Son gelişimde insanlarımızı biraz daha yakından tanıma olanağı buldum. Ablam vefat etmişti (Allah rahmet eylesin!), taziyesinin son üç gününde hazır bulundum. Her şeye rağmen, tüm olumsuz gelişme ve değişmelere rağmen, insanlarımızdaki cevherin kaybolmadığını gördüm. Yaş ilerledikçe insanlarımızın diline, dinine, kültürüne, örf ve adetlerine olan bağlılığın arttığını gördüm. Hele şu taziye yerindeki dayanışma ve sahiplenme durumu bana biraz moral verdi, beni bedbin (olumsuz) düşünmekten az da olsa uzaklaştırdı. Ne güzel bir sosyal dayanışma örneği! Hepsine buradan bir kez daha teşekkür ediyorum. Allah onlardan razı olsun! Bilirsiniz, eskiden taziye yerleri yoktu, her şey evlerde yapılır, taziyeye gelenler evlerde ağırlanırdı. Çok zor ve meşakkatli bir durumdu. Demek ki toplum yaratıcıdır, toplumsal ihtiyaçlar ve zorunluluklar bu tür gerekli ve yararlı dayanışma ve sosyal örgütlenmeleri yaratabiliyor. Bu tür sosyal örgütlenmeleri, toplumsal dayanışmaları daha da geliştirmek gerekiyor. Bu taziyede 26 yıldır göremediğim genç, orta yaşlı ve yaşlı çok sayıda insanlarımızı gördüm. İtiraf edeyim ki çoğunu ilk başta çıkaramadım. Mümkün olduğu kadar birini yanımda bulundurur, çaktırmadan kimin kim olduğunu soruyordum. Tabiî ki onlar da beni tanımıyordu. Bu zaman zarfında yeniden eski günlere döndüm. Tarif edilmesi gerçekten zor bir duygudur bu. Yaşamayanlar mümkün değil bunu anlayamazlar. Gurbet, özlem ve hasret üçüz kardeştirler. Hep birbirlerine bağlıdırlar, asla ayıramazsınız onları birbirinden. Bu kederli kaderi ancak yüksek bir irade, sağlam bir inanç ve engin bir bilgi donanımıyla yenebilirsiniz.

Taziye yerinde üç gün boyunca gördüklerim, yaşadıklarım, sezdiklerim yeni bazı düşünce ve tasarımlar için bana ilham kaynağı oldular. Her gidişin bir dönüşü olmalıdır dedim. Ve bu yazıyla o topraklarda yeniden doğmak istediğimi haykırmak istiyorum. Bunun bir başlangıç olması kaydıyla, başta Ardurêk olmak üzere doğduğum ve büyüdüğüm o toprakların hakkını vermek için; bu vazgeçilmez kimliğin, bu şirin dilin, bu zengin kültürün, bu aziz toprakların sahiplenilmesi ve yüceltilmesi için bugüne kadar yaptıklarımdan daha fazlasını yapmaya hazırım.

Geçmişte her şeyde genelden özele varmak istiyorduk. Bugün geçmişten farklı olarak özelden genele varmak gerektiğine inanıyorum. Doğru olan budur çünkü. Geçmişte bir tek kimliğimiz vardı ve bu bize yetiyordu. Bugün iç içe geçmiş çok sayıda kimliğimiz var ve bunu bir zenginlik olarak görüyorum. Benim esas ve öncelikli kimliğim Zaza bir Kürt olmamdır. Ben şahsen bir Zaza Kürdü olarak bu kimliğimle gurur duyuyorum. Ardurêk, Palu ve bu yöre için faydalı olan her çabayı, her öneriyi, her adımı desteklemeye, maddi ve manevi olarak katkı sağlamaya hazırım. Elbette benim de görüş ve önerilerim olacaktır. Onları peyderpey sizlerle paylaşmaya çalışacağım. Palu Gökdere Dayanışma ve Kültür Derneği bu amaca ulaşmada çok iyi bir yoldur, çok ender bir araçtır. Binlerce kilometre uzaklarda da olsam bugünden itibaren kendimi bu güzel çatının altında en azından fahri bir üye olarak görüyorum. Açılmasına önayak olanlar gerçekten öngörü sahibi insanlardır. Buradan bu vesileyle şükranlarımı sunuyorum bu insanlara. Ayrıca bu ulvi amaca katkı sunan, bugüne kadar derneğin amaç ve hedefleri için çalışan, bugün de emek veren herkese sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum. Bundan böyle beni de yanarında bilsinler!

Roşanî şima bimbarik bo!

Bena hol, bena hol!

Bimûnîyen weşîyê di!

 mehmet.uzun95@hotmail.com

 Stokholm, 2009-09-22

Yazar ve yazı içeriği hakkında yorum yazmak için aşağıdaki linki tıklayın.

http://www.forum.gokdere.org/konuk-yazarlar
                                                                                                         

Gökdere Köyü web sayfasıdır © 2009.