ANA SAYFA

Spor Aletleri Hentbol Federasyonu Zayıflama yöntemleri Spor aletleri fiyatları Mide hastalıkları Migren belirtileri böbrek taşları Oyunları oyunu oyna Forex nedir Altın etek kalıpları kırmızı top

Yazarlar

Başkan

Başkan\'dan Yazılar


Eski Başkanlar

Düşünce ve Yazıları


Konuk Yazarlar

Konuk yazarlarımızdan yazılar


İnce Oto Galeri



Doğruluk Mobilya


MEHMET UZUN (Yazı 2)

ADIM KİMLİĞİM, DİLİM YURDUMDUR, ADIMI VE DİLİMİ İSTİYORUM!

                                                                               MEHMET UZUN

                                                                                   mehmet.uzun95@hotmail.com

 İnsanoğlu konuşmaya ve dili yaratmaya başladığı günden bu yana canlı ve cansız varolan her şeye isim koymaya başladı. Dolayısiyle insanoğlu tarafından bilinen hiçbir şey isimsiz değildir.

Her şeyin doğal yapısı içinde tanımlanarak adlandırılması ise eşyanın tabiatı gereğidir. İnsanların, hayvanların, bitkilerin, doğada varolan her şeyin özüne uygun adlandırılması bilimin vazgeçilmez kurallarından biridir. Doğru bir siyaset ve insan hakları felsefesi de bunu zorunlu görür.

Bazı haklar doğaldır, vazgeçilemez, başkalarına devredilemez haklardır. Bunlar insanın doğduğu yer, ortam ve koşullara bağlı olarak onunla birlikte başlar. Bu hakların bir kısmı bireysel, bir kısmı etnik, siyasi ve sosyal temelde grupsal haklardır. Bireysel olanlar insanın bireysel kimliğini, grupsal olanlar insanların grupsal kimliklerini oluştururlar.

Kürtler ve Kürdistan için bu evrensel kurallar geçerli sayılmadı. Tanrının ve doğanın yarattıkları özüne uygun olarak tanımlanmadı, buna göre adlandırılmadı. Eğemen sömürgeci devletler fermanlar buyurmuş, yasaklar koymuş, her şeyi kendilerine göre değiştirmişler.

Örneğin, Kürdistan diye bir ülke ve Kürtler diye bir ulus yoktur. Bunlar hep yok sayıldı. Ya da Kürtler, "kar-kurt" hikayelerine göre Türk olarak varsayıldı. Kürtlerin ulusal varlıklarını çağrıştıran her şey yasaklandı. Dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyen imha, inkar ve asimilasyona dayalı bir Türkleştirme politikası uygulandı.

Soyadı Kanunuyla önce insanların soy kütükleri, aile isimleri ve bireysel adları değiştirildi. Ardından 11 Mayıs 1959 tarihinde çıkarılan 7267 sayılı yasayla Kürdistan coğrafyasının dağ, ova, vadi, nehir, çeşme, şehir, kasaba, köy ve hatta mezralarına kadar yerleşim birimlerinin ve coğrafik yerlerin isimleri değiştirildi. Başından bu yana, yani 87 yıllık cumhuriyet tarihi boyunca, bu politikaya karşı çıkan ve en masumane bir hak talebinde bulunanlar idam, işkence ve uzun hapis cezası dahil, şidedetli cezalara çarptırıldı. 1990'lı yıllara kadar "Ben Kürdüm." demek, Kürtçe konuşmak yasaktı, ağır cezalar gerektiriyordu.

Halbuki dil, insanın ana yurdudur. Bir milletin dilini yasaklamak onu anayurdundan etmektir. Sonra inanan insanlar için dil Allah'ın ayetlerinden mucizevi bir ayettir. Kuran'ın diller ve milletler konusundaki hükümleri son derece sarihtir. Bir dili inkar etmek, yok saymak veya ortadan kaldırmak, Allah'ın ayetlerinden birini inkar etmekten farksızdır.

20. yüzyılın sonlarına doğru dünyada, bölgede ve Türkiye'de yaşanan gelişmeler Türkiye'de zorunlu bir değişim sürecini başlattı. Şimdi geçmiş dönemlere kıyaslandığında Türkiye'de nisbeten olumlu bazı gelişmeler yaşanıyor. Anayasa ve yasalarda yeralmasa da Kürtlerin ulusal varlığı kabul ediliyor, Kürt dili üzerindeki yasaklar görece kaldırılıyor, yerleşim yerlerinin eski isimleri tedricen de olsa iade edilmeyi bekliyor. Demokratik Açılım süreciyle bu yöndeki olumlu adımlar biraz daha hız kazandı. Bunlar elbette önemli gelişmelerdir. Bu gelişmeleri sahiplenmek ve süreci geliştirmek gerekiyor.

Bilmek gerekir ki bugünlere gelmek kolay olmadı. Bunun için büyük bedeller ödendi. Bugün de ödeniyor ve daha da ödeneceğe benziyor.

Bu genel girişten sonra asıl üzerinde durmak istediğim noktaya gelmek istiyorum.

Devlet, veya mevcut iktidar diyelim, eski yer adlarının geri verilmesi için söz verdi, bu alanda bazı hazırlıklar yapılıyor. Geçenlerde TRT Türk kanalında Diyarbakır yöresinde belediyenin insiyatifiyle yol ve yerleşim yerlerinin adlarının Türkçe ve Kürtçesini veren levhaların asıldığını gösteren bir haber seyrettim. Doğrusu  etkilendim, küçük bir adım da olsa, heyecan veren bir şeydi. Nereden nereye geldik. 1970'li yıllarda "Ben Kürdüm" diyemiyorduk. 1980'li yıllarda üzerinde Kürtçe şiir yazılı bir kağıt parçasıyla yakalanan bir arkadaşım 8 yıl hapis cezası almıştı. Örnekleri çoğaltmak istemiyorum.

Yeni bir süreç başladı, yeni bir döneme giriyoruz, inancım odur ki daha iyi, daha aydınlık günlere doğru gidiyoruz. Bir yol kazası olmasa tabi... Yukarda söylediğim gibi elbette çok büyük bedeller ödenerek bugünlere geldik.

Yalnız Kürtler çoğu zaman ellerine geçen taihi fırsatlardan yararlanamıyorlar, gerekli adımları zamanında atamıyorlar, hep gelişmelerin gerisinde kalıyorlar. Girilen yeni süreç ve bu yeni dönemde Kürtlerin öncelikle hazırlıklı olmaları gereken önemli bazı şeyler var.

Kimliklerine ve dillerine sahip çıkmak ve bunun gereklerini doğru bir temelde yerine getirmek, kazanımlarını yasal gövencelere bağlamak çok önemlidir. Kimliğine ve diline sahip olamayan, kimliğini yaşamayan her varlık, kendi özünü oluşturan değerlerden yoksundur. Bu en başta insanoğlu için geçerlidir. İnsanın adı, etnik aidiyeti, dili, dini, cinsiyeti, tarihi, kültürü vb. her biri onun öz kimliğini oluşturan temel ve vazgeçilemez şeylerdir. Bunları yaşayamayan bireyler ve toplumlar özürlü ve sorunlu bireyler ve toplumlardır. Bir insan düşünün ki adını serbestçe kullanamasın. Bir topluluk düşünün ki dilini konuşamasın ve köylerinin, kasabalarının, şehirlerinin, dağlarının, ovalarının ve nehirlerinin adlarını özgürce telafuz edemez durumda olsun. Kürtler, kendilerini, özbenliklerini yaşamak istiyorlarsa, dillerine ve diğer değerlerine sahip çıkmak ve onları yaşatıp geliştirmek zorundadırlar.

Gelin dilimize ve kimliğimize sahip çıkalım!... Bunu bir kampanyaya dönüştürelim!... Bu kampanyaya "Dilim yurdumdur ve adım kimliğimdir, dilimi ve adımı istiyorum!" sloganıyla başlayalım. Bunu Ardurêkliler olarak başlatalım. Bu kampanyayı derneğimiz, Palu Gökdere Dayanışma ve Kültür Derneği yürütsün. Önce köyümüzün adından başlayalım. Eminim ki böyle bir adımla diğer köylere ve hatta kendi bölgemizdeki diğer köylere örnek olmuş oluruz. Ve eminim ki Şeyh Sait ve diğer şehitlerimizin, atalarımız ve dedelerimizin ruhlarını şad etmiş oluruz, onların ve binlerce şehit gencimizin uğruna hayatlarını verdikleri hedefe bir adım daha yaklaşmış oluruz.

Bu konuda herkesin mutlaka yapabileceği, yapması gereken, üzerine farz olan şeyler var. Bunun hazırlıklarını birlikte yapalım. Çok uzakta da olsam ben kişi olarak yazılarımla, görüş ve önerilerimle, maddi ve manevi desteğimle böyle bir kampanyaya aktif olarak katılmaya hazırım.

Yurtdışındaki Ardurêklilere de çağrı yapıyorum: Bizler de kendi aramızda bir iletişim ağı kuralım! Bu işin maddi ve manevi yükünü birlikte omuzlayalım!

Belki bu yazıyla birlikte veya bir kaç gün sonra tamamen Zazaca hazırladığım bir araştırma-inceleme yazısını da göreceksiniz. Bu yazıda Palu'nun kısa tarihi, coğrafyası, zaman içindeki idari yapılanması, bugünkü köy ve mezra sayısı ile bunların yeni ve eski isimleri veriliyor. Bu yazı kısmen Vate Çalışma Grubu'nun (Grûba Xebate ya Vateyî) tarafından sürdürülen Zazaca dil çalışmaları standartlarına göre yazılmıştır. Burada bunu söylememin nedeni okuyucunun önceden bunu bilmesi ve standart yazı dilinin mahalli konuşma dilinden farklı olduğunu bilmesini istediğim içindir.

Bu çalışma Palu'ya bağlı diğer köylerin de eski isimlerini verdiği için aynı amaçla hareket edenler (yani köylerinin eski isimlerini geri isteyecek olan diğer köyler) için de önemli bir hazırlıktır. Bu vesileyle aslında buradan benim çağrım tüm Palu köylerine ve hatta tüm Kürtleredir. Fakat, herkes önce kendi köyünden başlamalıdır, bu aşamada doğru ve uygun olan budur.

Sonra bu vesileyle şunu da belirtmek istiyorum: Bu çalışma da olabilir ki bazı köylerin ve mezraların isimleri yanlış yazılmış olabilir, ya da unutulmuş olabilir. Benim bütün değerli Palulu hemşehrilerime çağrım şudur: Gördüğünüz eksik ve yanlışlıkları bildirin! Varsa elinizde belge ve bilgileri ulaştırın. Mümkün olduğu kadar bu amaca yönelik yazı ve araştırmaları diğer köylerin sitelerinde de yayınlatalım. Onları da bu çalışma ve kampanyaya dahil edelim. Onlar da bize yazsınlar. Bu şekilde eksiksiz bir tablo ortaya çıkaralım. İlerde her kes kendi köy, kasaba ve şehirlerinin isimlerini alırken bir anarşi ve keşmekeşlik yaşanmasın. Bu konuda yanlışlıklar yapılmasın. Zaten bu çalışmanın temel amacı da buna yöneliktir ve bir nevi hazırlıktır.

Tüm Ardurêklilerden ve Palulu heşehrilerimden katkı yapmalarını bekliyorum.

Stokholm, 15 Şubat 2010

  Yazar ve yazı içeriği hakkında yorum yazmak için aşağıdaki linki tıklayın. 

http://www.forum.gokdere.org/konuk-yazarlar
                                                                                                         

Gökdere Köyü web sayfasıdır © 2009.