ANA SAYFA

Spor Aletleri Hentbol Federasyonu Zayıflama yöntemleri Spor aletleri fiyatları Mide hastalıkları Migren belirtileri böbrek taşları Oyunları oyunu oyna Forex nedir Altın etek kalıpları kırmızı top

Yazarlar

Başkan

Başkan\'dan Yazılar


Eski Başkanlar

Düşünce ve Yazıları


Konuk Yazarlar

Konuk yazarlarımızdan yazılar


İnce Oto Galeri



Doğruluk Mobilya


MEHMET EMİN TURĞUT 3

                                                    ELVEDA TENNUR

Arttık son günlerdir eylülün. Selvi boyun eğmiş hazan rüzgârına. Kavak direnmeye çalışsa ne  fayda..Uzatmaları oynamak,ta.Yaprakları,yeşilden sarıya,sarıdan kahveye dönmüştür.Estikçe  hazan yeli yere düşecekti  bir bir  .Nerdeyse  çıplaklık hakim  olmuş Tennur'un doğasına.Ne sosin  ,ne asmin ne kekik ,ne reyhan  ne de   binlerce  dağ  çiçeği , ne  kokuyor  ne  de  varlar.

Bostan da almış nasibini. Bu sonbahar vurgunundan. .Dut  yemiş  bülbüle dönmüş  kuşların  çoğu,.Ses   yok   seda   yok.Arada   bir serçe  yada  sığırcık kuşu, bulunduğu yerden hızla gökyüzüne fırlıyor ,bir  iki turdan sonra mevsime  inat yapraklarını korumaya  çalışan büyük meşe topluluğuna  pike yapıyordu. Evin köpeği, bahçenin, her hangi bir yerine uzanıp, miskin miskin bakınıyordu.  Çifte koştuğumuz Keje, gölgesiz selvinin altıda, önceden depoladığı besini sindirmeye çalışıyordu. Kerge zer  toprağı  eşeliyor,arkasında yarım dizine yavrusuyla.. Sabahın, gelişinin baş aktörü ekibe eşlik ediyordu. Zafer, kazanmış, bir komutan edasıyla. Wirvaluk,tu ,boron,hechecik kuşlarının sıra  kadem  bastığı söylene  bilirdi.Karıncalar  boylarından büyük taneleri  taşıyorlardı  depolarına.  Kısa bir zaman sonra bembeyaz bir örtü hâkim olcaktı TENNUR'A.  Zıbıstan gelecekti, yaman esecekti ba.
.   Bitmişti artık paizin bolluk bereketi.  Gökyüzü de eskisi kadar mavi değil. Kâh gri

Kâh kapkara. Evde de bir telaş. Çocuklar koşuşturuyorlardı sağdan sola, soldan sağa.

Hüs Küllekon'un sesi bozuyor sessizliği.  Sonrada, NiyaceRabia'nın sesi.

Lez  , lez , lez  ma   mendin  ere kıjyen......!!!!!!!.Demek ki  vakit  tamamdı.Daha  ılık  bir  yöreye daha  kapalı  mekanlara  yelken açmak  vardı. Biz de öyle yaptık. Pırımızı  pırtımızı toplayıp   vurduk   yollara.(gerçi  benim  pılım  pırtım  yoktu).Çok  kısada  olsa  anıları, bostanı, buz gibi suyu, görkemli dağları, üşümeye  yüz tutmuş ağaçları, bin bir çeşit      börtü böceği, asmini, sosini, kekiği, Wirvaluğu, tu  yu  boronu ,hecheciği ,mecleyi ,

balverenleri, kısaca doğanın vaz geçilmezlerini arkamızda bırakarak, elveda dedik Tennur'a.
                 
                  MERHABA HERKULYAN
Murat Irmak'ını dik kesen çayın ayırdığı Tennur ile Harkulya'nın benzer tarafları olsa da çok farklı otantizme sahipler. Tennur dağların zambağı. Harkulyan vadinin çiçeği.
Hafif  meyilli arazisiyle, sırtını gür meşelik  dağlara  yaslamış doğusunu Hervare ,şurumel,
kuzeyini Dizürgel, kuzeybatısı  Rezzanla    çeviril miş küçük  bir  kaç  damdan  oluşan  daha  çok  yazlık  bir  yerleşim  alanı    HERKULYAN. Buz  gibi akan çeşmesiyle  ulu ceviz  ağaçlarıyla  her  türlü   sebze   ve  meyvenin yetiştiği , gece  ve  gündüz  su  sesinin  eksik  olmadığı , müthiş  bir  doğanın  egemen  olduğu, rüzgarlarının  umut  estirdiği ,kuşlarının sıtran   çığırdığı  mağrur   ve  mahsun  duruşuyla    ARDUREK'İN incisidir  Harkulyannnnn........
Yolculuk sona erip Harkuliyan'a g elişimizle birlikte, bir telaştır başladı. Çünkü bir an önce yerleşmek gerekiyordu. Yerleşme işi bittiğinde telaşın yerini derin bir sessizlik aldı. Herkes yorulmuştu.  Sekiz kişilik aileden çıt çıkmıyordu. Sadece köpeğimizin

Arada bir çıkardığı hırıltının dışında. Sakinlik, dinginlik ve sessizlikti hâkim olan.
Yorgunluktan mest olmuş çocukları izliyordum. Onlar değimlidir ki dünyanın her yerinde dil, din, sınıf farkı gözetmeyen. Onlar değil midir ki acıyı bal eyleyen.

Yoksul  gecekonduların  saka  kuşları, villaların  kara kartalları, kimileri  yaz  sıcağına  boyun  eğmiş  göçmen kuşları, balçık  tarlalarına  dönmüş  kaldırım  serçeleri aşılmaz  dağların  gözü  pek  şahinleri, engin  mavi denizlerin   albatrosları  olsalar da  ...
Hepsinin ortak bir dili otak bir sınıfı vardı. -Neydi peki bu ortaklık?   TABİKİ    OYUN...... Uzun bir dinlenmeden sonra konuşmaya başlamıştık bu ortak dilimizi.
Evimizin önündeki ceviz ağacınınaltında konuşturuyorduk dilimizi. Önce çom  çelik  .
sonrada   bastım, finalde  de  gudehel.Bazende  spontane  gelişirdi  oyunlarımız.

Ne kavgaya yer olurdu nede bir absürtlüğe.  Dostça ve kardeşçe.
Ben Amed'in Sokaklarında da aynı oyunları oynuyordum. Hançepek'in(Gavur Mahallesi'nin)çocukları da . şimdi Harkuliya'nın  çocuklar da  aynı  oyunları  paylaşıyorlardı  benimle.Bizi ayıran sadece  adlarımızdı  Hançepekte  ,Ahmet ,Mehmet ,Keropi ,Agop ,Anna ,Bella  , Mariya , Hülya, Leyla.....Harkuliyanda  Hasso   HÜSO  EYŞO  FATE.......
Amette ,Kore(Yahudi  mahallesi) ,Hançepek(ermeni  mahallesi) ,Hasırlı(Süryani mahallesi)Fatih Paşa(Kürtlerin  ve Türklerin  mahallesi) çocuklarının  hepsinin öğlen  yemeği
bir  parça  ekmek  ve onun  üzerine  sürülmüş biber  salçası  kaçınılmaz öğün  olurdu.
Ardurek'te de    süjirik  ve  nonnnn  ....Ne  kadar da   çok   ortak  yönlerimiz   vardı. İşte  Harkulyan'   da  bir ceviz  ağacının altında  oynarken  ,  düştü   merkezi  sinir  sistemime
bu  düşünceler......Çocuklar  ceviz  kabuklarını  ellerimize  sürerek , derilerimizin  rengini  değişmeye çalışıyorduk.a

Amedde    de  aynısını  yapıyorduk...Tabi   ceviz  kabuğuyla  değil.   Kına  sürerlerdi  ellerimize  dini   bayramlarda.  Kızların iki   . erkeklerin  bir  eline.Harkuliyan   ile   Rezzan'nın  ortasından  geçen çayın yönünü   değiştirip,  mase  tutmanın   keyfini   Dicle'de  de  yaşardık.Hevsel Bahçesi'nin Haramsu'yun , Benu Senin  dırıkleride benzerdi Ardurek'in
böğürtlemlerine.Gecenin  karanlığı da  aynı  şekilde  düşerdi Ardurek'in  ve  Hançepek'in   üstüne.Elektrikten  yoksun yoksul bir  kentin varoşuile   yine  aynı  kaderi  taşıyan Harput'un köyünde. Bu  ne  benzemelerdi   Tanrım!!!!  ..Yinede  Ardurek'te  geceler  daha  parlaktı.Sanki buranın  yıldızları  ile  ayı   farklı  bir  evrenin  gök cisimleriydi.Karacadağın   zozan ,  Hamravatın  Gözeli  suyu ,Harkuliya'nın isimsiz  çeşmesinden insanlara  yaşam sunan hayat  suları.   Sanki  aynı çeşmenin  farklı  iki  kentine  hayat  veren  tek  musluğu....Seni  anlata bilmek  mümkün  mü  ey  ata  toprağı.....

  Sürerdik  kidiklerimizi , bızınlarımızı  üstündeki  yaylalara.  Kah   Hervare   kah  siyalü   

Daldur , Yeğeneder , Şep  bizim  için  oyun alanları  , hayvanlarımız  için  besin  tarlaları  olurdu.  Dağ  erikleri  ,armutları ,elmaları biz   çocukların ekmeğine  katık  , bızınlarımızın
süt  depolarıydı.Sıtranlar  söylerdik  yaylalarda  ,  oyunlar  oynardık   yeşil alanlarda....
Dezalar , Emzalar,,    Halzalar  paylaşırdık  her  şeyimizi....Ben daha  çok  alırdım  ekmeği ,sebzeyi   varsa   meyvayı...Çünkü  ben  konuktum   ,  kentliydim   daha da   önemlisi GÜNEKEYDİMMM...Çayı keser  mase  tutardık ..Yaylalarda  çoban  olur dağları çınlatırdık        .Hiç   mi  korkmazdık  kuştan , kurttan , heşten, domuzdan.Ne  yılanlar  ne  akrepler hiç  biri  yıldırmazdı  ,  biz  çocukları.Bayrama  gider  gibi  giderdik  yaylalara....Dönüşleri  muhteşem  olurdu  bu küçük  çobanların.Sapa sağlam getirmişlerdir  , bızınlarını davarlarını..

Artık  hak  etmişlerdir  ,akşamın sıcak nonunu  ,,mastı  ,şüjüriğü, tereyağlı bulgur  pilavını..Akşam ilerleyince karanlık  çöker Harukliya'nın  üstüne..Yorgunluk biner biz kıjenlerin  sırtına.Ayaklarımız  ağırmakta,dizlerimiz  sızlamaktadır.Şevdir , taridir..Putlar kefliyayiş  olmuştur.Ağırlık  çökmektedir göz  kapaklarına. Nihayet ey ARDUREK çocuklar uyumakta. Derin olur çocukların uykuları. Yorgundurlar. Minicik sırtlarına yüklenmiştir sorumluluklar. Hayvan güder, harman döver, odun sırtlar dağlardan. Bostan sular, ot çeker tarlalardan. Argüt  odun yapar, kılaruda,yegeşıkta,leveykabakta,Buğday  biçer , tütün toplar.Zamanı  yoktur çocukların  Ardurekte.Dut  silkeler, elma toplar, mışmış,armut sıradadır

.Harman döver, üzüm toplar. Çocuklar, çocuklar, çocuklar. Rüyaları bilinmez. Düşleri asla tozpembe değildir. Başıkabaktır baldırı çıplak. Çoğunlukla aç, bazen yarı tok. Dede  toprağında  çocuklar.... Ama özverilidir cıvılcıvıldır çocuklar.
Tanyeri ağarmaya başlayınca, derin uykunun yerini tavşan uykusu alır. Çünkü daye ya da bavo seslenecektir. _Varzın  kıcen  ereye  !!!! Varzın  boyukmun   ma mend  eri.!!!
işte  Harkulyanda  da  böyle  olmuştu. Hekes  gibi  bende  kalkmıştım  uykudan.

Harkulyanda  son  kahvaltımdır.    Ver  elini   LEWE QEBAX.......Rüzgarın sesiyle , derenin

,sesinin bir birine  karıştığı  yol boyunca bir  kaç köylüyle  karşılaşıyoruz. Bu  dingin sessizliği
Hüs  Küllekon'la  , köylülerin  selamlaşması bozuyor.

Hal Şemsetti'nin bahçesini tırmanıpLevekavaka vardığımızda  öğlen  olmuştu. Tam bahçemizin çeperni aşmaya  çalışıyordum  ki  orta  aşlı  bir  kadın  beni kucaklayıp  gögsüne  bastırıp  _Boyukmun  ,boyukmun diye  öpüyordu.Bu  kadın benim halam  olan  EMMA   XEC   KÜLLEKONDU.  Evet bu yüzü tanıyordum ama nerden?

                                         Mehmet Emin TURGUT

                                          10/04/2010

 

Yazar ve yazı içeriği hakkında yorum yazmak için aşağıdaki linki tıklayın. 

http://www.forum.gokdere.org/konuk-yazarlar

Gökdere Köyü web sayfasıdır © 2009.