ANA SAYFA

Spor Aletleri Hentbol Federasyonu Zayıflama yöntemleri Spor aletleri fiyatları Mide hastalıkları Migren belirtileri böbrek taşları Oyunları oyunu oyna Forex nedir Altın etek kalıpları kırmızı top

Yazarlar

Başkan

Başkan\'dan Yazılar


Eski Başkanlar

Düşünce ve Yazıları


Konuk Yazarlar

Konuk yazarlarımızdan yazılar


İnce Oto Galeri



Doğruluk Mobilya


M. FAHRİ OKUYUCU

fahri.JPGEy Ateş, Neden Ekreği Yaktın

Ey Ateş,

Cehennem zebanileriyle yoldaş olup, zalimleri yakan sen, güzelim yeşilliklerle bezenmiş ekrege nasıl oldu da kıyabildin.

Ey Ateş,

Zümrüt yeşilli yapraklar, henüz meyveye yatmamış taptaze sürgünler ve narin gövdeleriyle o güzelim fidanları yakarken, içinde hiç mı deprem olmadı?

Ey Ateş,

Yıllara meydan okuyan, yaşlı nenelerin yoldaşı olmuş, sevenlerine pekmezli-pestilli ürünleriyle ikramda bulunan,  tarih kokan, binlerce seveni gözleri önünde  toprağa gömülmüş o asırlık dut ağaçlarını, cayır cayır yakarken, keşke hiç cehennemden çıkmamış olsaydım diye hüzünlendin mi? Oysa ekregi süsleyen dut ağaçlarının çoğu asırlık tarihle yaşıt idi.Nice canlıları,yoksulları,yolda kalmışları ve açları doyurmuş bu kadirşinas ağaçlara kızgın alevinle yaklaşırken, sanki gökyüzü ağlıyor  gibi gelen bir iniltiyi duymadın mı?

Ey Ateş,

Ünü ve aroması  metropollere yayılan süslü gelinlerin boyunlarındaki gerdanlık gibi ekregi sarmış ,dimdik ve mağrur ceviz ağaçlarını yakarken, doğru söyle, en ufak bir teslimiyet gösterdi mi sana o ağaçlar. Çünkü onlar hep mağrur ve başları dimdikti.Ya yok olacaklardı yada dimdik olarak tarihe ışık tutacaklardı. Sen ilk şıka onları zorlarken, yüreğini yokladın mı, vicdanın orada mıydı acaba.

Ey Ateş,

Emek verilerek yetiştirilen elmalar, armutlar, erikler, şeftaliler, vişneler, kirazlar, bademler, böğürtlenler,üzümler,yaban incirleri ve adlarını saymakta acze düştüğüm envai türlü meyve ağaçlarıyla alıp veremediğin neydi. Onları yakarken, kara bulutlar  ekregin üzerinde siyahımsı bir örtü oluşturmuştu.Ekregin yeşil rengini karartırken,için kararmadı mı ?

Ey Ateş,

Doğada bir başına yaşayan onlarca kuşun hem yuvası hem de yiyeceği olan ve yolların süs bebeği gibi zarif duran o böğürtlenleri yakarken, ben ne yapıyorum diyerek alevli saçını keşke eline alıp yolsaydın.Zamansız gelen o nedamet belki ,senin niteliğini az da olsa onarmaya vesile olabilirdi.

Ey Ateş,

Ekrek cayır cayır yanıyor iken, bir başına, sahipsiz ve yapayalnız idi. Qosipe o asil duruşundan asla ödün vermedi. Qosipe binlerce yıl tarihle iç içe yaşamış ve nice medeniyetlerin tanıklığını yapmış olmanın dayanılmaz ağırlığıyla, senin heybetin karşısında elbette ki boyun bükemezdi ve bükmedi de. Kosipenin  kendi  kollarında nazlı büyüttüğü o narin doğayı yakman, kosipenin hiçbir zaman hissetmediği korkuyu, duyması için yeterli neden değildi. O, korkuyu unutalı, kim bilir kaç yüz bin yıl geçmişti. Ekrek yanarken, alevler cehennemi dünyaya taşımışken bile Kosipe, yüreğinde evladını yitiren annenin acısının kat katını yaşıyor, gözlerinden dökülmesi gereken yaşları, gelecekte kurulacak "yeni ekregin" suyu için saklayıveriyordu. Bu ne asalet ya rabbim...

Ey Ateş,

Ekregin melodisinin mimarı olan murat nehri, yeşil yaprakların alevle dansını seyrederken, "acaba bütün yeryüzü ateşlerini bir anda söndürsem mi" diye kabaran öfkesini yatıştırmaya çalışıyordu.

Ey Ateş,

Ne istiyordun bu gariban doğadan.Yoksa ekregin  güzeliğini mı kıskanmıştın.Neden durup duruken, bir kez daha zehir kusan o ferman dinlemez alevlerini, binlerce canlı  mahlukata analık yapan ekreğin üzerine salıverdin.

Ey Ateş,

Doğayı mesken edinmiş saka kuşları, akşamları vaktinden şaşmazcasına ötüveren pepuk kuşu, meşe ağaçlarıyla dans ederek şarkı söyleyen ağustos böcekleri, sesleriyle yapay müzikleri siliveren güzelim keklikler, sabah namazının geldiğini usanmadan haber veren horozlar, büyükbaş hayvanlarla sanki akit yapmışçasına uslu duran ayılar, doğal toprak işçileri olan solucanlar ve rabbimin şahane eserinin birer kanıtı  olan yüzbinlerce canlı yaratığı rahatsız etmenin, yuvasız bırakmanın, öldürmenin zevki, senin sadist duygularına tercüman olabildi mi bari. Şimdi sen bir başınasın ey ateş, tıpkı ilk ateşin düştüğü andaki ekreğin sahipsizliği gibi...

Ey Ateş,

Firavun ve yandaşları  ibrahimi mancınıkla sana doğru attıkları zaman ona kucağını açtığın gibi olmasada, bu masum doğayada avuçlarını açarak onu  yakmayabilirdin.Ama serinletmek bir yana, sen her zamankinden daha da azgınlaşmıştın yeşil diyara karşı.

Ey Ateş,

Neron, senin ellerinle Romayı  yakarken ,sarhoşluğu geçtikten sonra umarım nedamet duymuştur.Peki ya sen, ekreği yakarken,vicdanını nerelerde bırakıvermiştin.Ya hüznün barınağı olması gereken "yüreğin" neredeydi .Keşke zebanilerle yoldaşlığımı bırakmasaydım ,alevlerim kurusaydı, ellerim parçalansaydı da  cennetin siluetini kısmen canlandıran  yeşil ekreğin yanışında aktif olarak katılmasaydım dediğin oldu mu?Hadi kızgın alevlerin kadar  yürekliysen itiraf et.

Ey Ateş,

Aşkların, sevdaların, hüzünlerin, sevgilerin, hilelerin, aldatmaların, günahların, sevapların, zorlukların, rahatlıkların, başkaldırıların, isyanların, itaat etmelerin, dinlerin, tarikatların, suç ve cezaların, ölmenin, öldürmelerin, eza-cefaların, güzeliklerin, çirkinliklerin ve binlerce tarifsiz duygunun yaşandığı "kelebekler vadisi ekregi" yakıp küllerini gökyüzüne savurduktan sonra, arkasından dönüp sadistçe seyrettin mi?

Ey Ateş,

Gölgesinde günlerce Kur'anı  Kerim  okunduğu ve yeşil yapraklarının adeta  nurlaştığı o asırlık armut ağaçlarını bari yakmasaydın, olmaz mıydı. Üzerine Kur'anı  Kerim  okunmuş o yemyeşil yaprakları tutuştururken,hiç mi utanmadın.

Ey Ateş,

Dağların arasındaki yapayalnız ve sahipsiz kalan  ekregi sıkıştırmışken, tarih boyunca  ölümle adeta dalga geçmiş erkekliler orada olsaydı, sen yine bağlarını bahçelerini, evlerini ve yurtlarını yakmakta bu kadar cesur davranacak mıydın?

Ey Ateş,

Azraile yenik düşmüş onlarca ölünün, mezarlarındaki ağaçları bile yakmaktan çekinmedin. Ki o ağaçlara tarihsel dönemlerde bile kutsallıklarına olan inançla kimse dokunmamıştı. Sen o sahipsiz kalan mezarlarda nice evliyaların -erenlerin yatmakta olduğunu  ve seni hüzünle seyrettiğini biliyor muydun. Üzerlerine Allahu ekber nidasının iz düşümü yansımış nice organizmayı yakmak, sadece senin niteliksizliğinin bir kanıtı değil mi?

Ey Ateş,

Seni, partnerini  yitirmiş ceylanlar diyarı ekrege yöneltenler kim. Ne istediler yüreği yaralı bu kadim kentten. Neden yaptılar. Cihan peygamberi "gerekçesi  ne olursa olsun yeşile dokunmanın yasaklandığını" bildirmemiş miydi. O halde bu öfke, kudurmuş bu kin neden.Yoksa atan olan cehenneme mı özendin bir anda. Ama orada rabbinin izni dışında hareket edilen bir an bile yok.Ya sen...

Ey Ateş,

Sen ki  kıyamette zalimleri ve zorbaları yakmak için tutuşturulmuşsun. Ama gelip de masum doğanın canlı organizmalarını yakıverdin.Yoksa özünden mı saptın sen.

Ey Ateş,

Senin yeryüzündeki versiyonun olan o yıkanmış ateş, zemheriden çıkmış bir kardelen misali güçsüzleşen ekregi tarumar eyledi. Bir hayatın yaşanmışlığının üzerine kırmızı çizgi çizdi. Bir daha göremeyecekler narin köylerini kentlere sürülen yaşlılar. Nüfüs cüzdanlarında artık kolay kolay  burgudere - ekrek yazılamayacak,nazlı bebelerin. Ambulanslarda, yoğun bakım odalarında ve varoşların ıssız odalarında can vermekte zorlanan dedelerin, nenelerin son isteği olan, "ekreği son bir kez daha görmek" asla gerçekleşmeyecektir. Doğal ürünlerin mis kokusu, evlerin tavanlarına kadar bir daha yükselemeyecek.Gol Germa suyu yapayalnızlığını kiminle paylaşacak...

Ey Ateş,

Mutlaka bir gün  ekrek, yıkılmış ve yakılmış tarihi kalıntıları üzerine yeniden masum çocuk gibi doğacaktır.Doğum çok sancılı da olsa, bebek sakat da olsa ekrek ismi, kayıtlara mutlaka düşecektir.Yüzyılların beraberinde getirip, senin bir anda yok ettiğin o asil kültür bir daha oluşmasa da, dejenere olmuş "kültürel artık" dahi yükselse, sen yine onu da bir gün yakabilmenin sinsi planlarını kuracak mısın.?

Ey Ateş,

Saatlerce anlatsam, ne ekregin perişan halini dramatize edebilirim nede senin yaptığın acımasızlığın fotoğrafını tarihe düşebilirim. Ben senin merhametsizliğini anlatamamanın ezikliğini yaşarken, sen ise yaktığın Zümrütümsü yeşil yaprakların, vicdanında oluşturduğu acı haykırışlarıyla çıldırıyorsun. Sen yaşamamız için mutlak  suretle bize lazım olacaksın, ama ekregi tutuşturan "kömürleşmiş vicdan" olarak seni hep anacağız...Seninle beraber buruk bir birliktelikle yaşamaya devam edeceğiz.

Ey Narin ve yaralı Ekrek, 

Ey düşe kalka tarihin dokularını yarmış güzel köyüm, artık bu yaralı uykudan uyanma zamanın gelmedi mi. Yaralarını hızla sarmanın, mevsimi geçmiyor mu? Şikâyet etmek senin hangi derdine çözüm olacak. Yerinden kalkıp silkinmek ve ateşe karşı dimdik durmaktır sana yakışan. Hüznünü Qosipe ve murat nehri ile birlikte bizde yüreğimizin en derin yerinden paylaşıyoruz. Yetiştirdiğin evlatların seni sahiplenmiyorsa, sana karşı vefa borcunu ödemiyorlarsa, bu durumda ateşi suçlamak çözüm getirmiyor beraberinde... Yaralı yüreklerin genç sevdası, nazenin ekregim, seni hep sevmeye devam edeceğiz. Bir başına kalsak da...

Saygılarımla. 

M.Fahri OKUYUCU           30.09.2007

(Ekrak köyü)

 Yazar ve yazı içeriği hakkında yorum yazmak için aşağıdaki linki tıklayın.

http://www.forum.gokdere.org/konuk-yazarlar
                                                                                                         

 

Gökdere Köyü web sayfasıdır © 2009.